Türkiye’de Toplam Kaç Tane Gemi Var?
Türkiye’de toplam kaç tane gemi var? Bu soruya bakarken aklıma gelen ilk şey, aslında basit bir soru olmasına rağmen çok fazla karmaşık yanıtın olması. Evet, belki gemi sayısını sayabilirsin, ama asıl soru şu: Bizim sahip olduğumuz gemiler ne kadar verimli? Gerçekten gemi sayısına odaklanmak yerine, bu gemilerin ne kadar etkin kullanıldığını sorgulamak gerekmez mi? Hadi, gelin biraz bu konuya kafa yoralım ve işin içinde biraz da cesurca sorgulamalar yapalım. Belki bir şeyler değişir.
Türkiye’de Gemi Sayısının Gerçek Durumu
İlk önce net bir şey söyleyelim: Türkiye’nin gemi filosu büyük, hatta oldukça büyük. Uluslararası deniz taşımacılığında da önemli bir oyuncu olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. 2024 verilerine göre, Türkiye’de toplamda yaklaşık 14.000 gemi var. Ancak, bu gemilerin hepsi büyük yük gemileri veya yolcu gemileri değil. Çoğu, küçük balıkçı tekneleri veya kabotaj taşımacılığında kullanılan yerel gemiler. Yani, sayılar büyük görünüyor ama işin içinde gerçekten büyük deniz taşımacılığı yapan gemi sayısı, kısıtlı.
Peki, bu gerçekten bir başarı mı? İyi de, bu gemiler ne kadar verimli? Sayıların büyüklüğüyle övünmek, ancak o gemilerin verimli bir şekilde çalışıp çalışmadığını sorgulamamak, sadece sayılarla oyuncak olmak gibi değil mi? Türkiye’nin denizcilik filosu büyürken, denizcilik sektöründe neden hâlâ verimsizlikler, yüksek maliyetler ve yetersiz altyapı sorunları var? Bunu sorgulamak lazım.
Güçlü Yönler: Ne Var, Ne Olmuş?
Türkiye’nin gemi filosunun en güçlü yanlarından biri kesinlikle stratejik konumudur. Hem Avrupa’ya hem de Asya’ya açılan kapı olan Türkiye, deniz taşımacılığında ciddi bir avantaj elde etmiş durumda. Bizim gibi denize kıyısı olan ülkeler için gemi sayısının fazla olması, ticaretin artması anlamına geliyor. Her gün İstanbul Boğazı’ndan geçen binlerce gemi, Türkiye’nin küresel deniz ulaşımındaki rolünü gözler önüne seriyor. Bu sadece denizcilik sektörü için değil, ekonomimizin genel büyümesi için de önemli bir avantaj.
Ayrıca, Türkiye’nin gemi yapımı ve inşası da ciddi bir endüstri oluşturmuş durumda. Yabancı bandıralı gemilerin bakım ve onarım işlerini yapmak, ülkemizin denizcilik sektörüne önemli bir gelir kaynağı sağlıyor. Yerli üretimin artmasıyla birlikte, bu sektördeki istihdam da büyümeye devam ediyor. Bir yanda büyük gemi inşa tesisleri, diğer yanda denizcilik okulları… Her şey göz önüne alındığında, bu kadar çok geminin olması, yalnızca ülkemiz için değil, dünya ticareti için de önemli bir katkı sağlıyor.
Zayıf Yönler: Biraz Gerçekçi Olalım
Her şeyin olduğu gibi, Türkiye’nin denizcilik sektöründe de bazı zayıf yönler var. En büyük sorunlardan biri, gemilerin verimsizliği ve yaşlı filosu. Türkiye’deki gemilerin büyük bir kısmı, dünya çapındaki modern denizcilik standartlarına göre oldukça eski. Bu eski gemiler, genellikle daha az verimli, çevre dostu olmayan ve hatta çoğu zaman güvenlik açısından risk taşıyan gemiler. Peki, modernize edilmediği sürece bu gemilerle ne kadar ileri gidebiliriz? Geminin sayısının fazla olması, kaliteyi ne kadar etkiliyor? Sorular birikti, değil mi?
Bir diğer sorun ise, deniz taşımacılığında yaşanan büyük maliyetler. Türkiye’deki deniz taşımacılığı, gelişmiş ülkelere göre hala pahalı. Neden? Altyapı yetersizliği, eski gemi filosu ve yönetimsel eksiklikler yüzünden bu maliyetler hep yüksek. Sadece taşımacılık değil, liman yönetiminde de büyük eksiklikler var. Bu da gemi sayısının fazlalığının, her zaman ne kadar etkili olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor.
Gemi Sayısına Odaklanmak Yerine, Ne Olmalı?
Burada asıl önemli soru şu: Gemi sayısına bakmak yerine, gemilerin etkinliğine nasıl odaklanabiliriz? Milyonlarca tonluk yük taşıyan gemiler ve onların taşıdığı ürünler dünya ekonomisinde önemli bir rol oynuyor. Ancak, bu gemilerin çevreye etkisi, enerji verimliliği ve güvenlik açısından durumu da göz önünde bulundurulmalı. Modernize edilmemiş eski gemiler, yalnızca işlevsel olmakla kalmaz, aynı zamanda çevreye zarar verirler. Ne zaman eski gemi filolarını yenileyip, teknolojiyle daha verimli hale getirsek, Türkiye’nin denizcilik sektörü de daha sürdürülebilir bir hale gelir.
Peki ya altyapı? Hangi limanlar gerçekten uluslararası standartlarda? İstanbul Boğazı her zaman yoğun ve tehlikeli bir geçiş noktası olmaya devam ediyor. O zaman, belki de gemi sayısına odaklanmak yerine, verimli ve sürdürülebilir bir denizcilik altyapısı kurmak daha önemli olmalı. Çünkü sadece fazla gemiye sahip olmak, o gemilerle ne kadar verimli bir şekilde çalıştığınızı göstermez.
Sonuç Olarak: Gerçekten Fazla Gemiye İhtiyacımız Var mı?
Gemi sayısının fazla olması, doğal olarak Türkiye’nin denizcilik sektöründeki önemini artırsa da, bu sayılar ne kadar verimli kullanılıyor, işte burası tartışma konusu. Bir yanda sayılarla övünen bir sektörü görmek, diğer yanda bu sayılara rağmen verimsizlik ve yetersiz altyapı görmek… Bence, esas önemli olan gemi sayısından çok, o gemilerin ne kadar etkin, güvenli ve çevre dostu olduğu. Ve evet, belki de sayıları arttırmak yerine, o gemilerin işlevselliğini artıracak reformlara odaklanmamız gerek.
O zaman, soru şu: Gemi sayısına mı odaklanalım, yoksa verimlilik ve kaliteye mi? Ya da belki de hiçbiri; belki de en iyisi ikisini birleştirip sürdürülebilir bir denizcilik sektörü yaratmak. Ne dersiniz?