İçeriğe geç

Sultan Mahmut hangi tarikatı yasakladı ?

Sultan Mahmut ve Yasaklanan Tarikat: Etik, Epistemoloji ve Ontoloji Perspektifinden Bir İnceleme

Bir insanın yaşamını, özgürlüğünü ya da inancını sınırlamak, ona ne kadar bir “gerçek” sunduğumuzu sorarız. Bu gerçek, yalnızca bir kişinin yaşamını nasıl şekillendirir, bir toplumu nasıl etkiler, yoksa insanın doğasına dair daha derin bir şey mi vardır? İnsan düşüncesi, tarih boyunca hep sınırları sorgulamıştır. Bir başka deyişle, kimse – belki de en çok biz – neyin doğru olduğuna, neyin yasaklanacağına karar verme hakkına sahip olabilir mi? 18. yüzyıl Osmanlı’sında, Sultan Mahmut’un yasakladığı bir tarikat üzerinden, bu soruyu etik, epistemoloji ve ontoloji perspektiflerinden ele almak, geçmişi ve bugünü anlamamıza ışık tutabilir.

Sultan Mahmut, Osmanlı’da reformist bir padişahtı ve özellikle tasavvuf tarikatlarının etkisini sınırlamak istemiştir. En dikkat çeken hareketlerinden biri de Bektaşi Tarikatı’nın yasaklanmasıydı. Ancak bu yasaklama sadece bir yönetimsel karar değil, aynı zamanda etik, bilgi ve varlık anlayışlarının çatıştığı, toplumsal düzenin nasıl şekilleneceğine dair derin bir felsefi sorgulamaydı. Bu yazıda, Sultan Mahmut’un Bektaşi Tarikatı’nı yasaklamasının ardındaki felsefi temelleri üç ana perspektiften – etik, epistemoloji ve ontoloji – inceleyeceğiz.

Etik Perspektif: Bireysel Özgürlük ve Toplumsal Düzen

Etik, doğru ile yanlış, iyi ile kötü arasındaki farkları sorgular. Sultan Mahmut’un Bektaşi Tarikatı’nı yasaklama kararı, etik bir soruyu gündeme getirir: “Devletin bireysel özgürlüğü ne kadar sınırlamaya hakkı vardır?” Osmanlı İmparatorluğu’nda tarikatlar, dinî ve toplumsal yaşantıyı derinden etkileyen bir kurumdu. Ancak tarikatlar zamanla, özellikle Osmanlı’daki devleti sorgulayan ve toplumsal hiyerarşiye karşı çıkan hareketlere dönüştü. Bektaşiler, tasavvufî öğretileri ve toplumsal adalet anlayışları ile toplumda önemli bir yere sahipti. Ancak, devletin egemenliğini ve sosyal düzeni tehdit ettikleri düşünülüyordu.

Sultan Mahmut’un bu yasaklamayı gerekçelendiren en önemli etken, tasavvufun devlet otoritesine karşı olan bir duruş sergilemesiydi. Etik açıdan bakıldığında, bireysel özgürlüğün ihlali, devletin sağladığı toplumsal düzenin devamı için gerekliyse, bu bir tür “toplum çıkarı” adına yapılmış bir hareket olarak görülebilir. Ancak Kant’ın “bireysel özgürlük” ilkesine göre, bir insanın inanç özgürlüğü devlet tarafından engellenemez. Bireysel özgürlük, insanın değerini ve onurunu korur, dolayısıyla Sultan Mahmut’un yasaklaması, etik bir açıdan eleştirilebilir.

Felsefede, etik ikilemler genellikle toplumsal düzenin korunması ile bireysel hakların korunması arasında sıkışır. Aristoteles’in “erdemli yaşam” anlayışı ile toplumsal düzeni sağlamaya çalışan bir padişah arasında ne gibi bir fark vardır? Kişinin özgürlüğüne yönelik bu tür kısıtlamalar, toplumun iyiliği için mi yapılır yoksa yönetimsel bir otoritenin, bireyi kontrol etme ihtiyacından mı doğar? Bu soru, tarihten günümüze kadar süregelen bir etik tartışma konusudur.

Epistemoloji Perspektifi: Bilgi, Gerçek ve Güç İlişkisi

Epistemoloji, bilginin doğasını, sınırlarını ve doğruluğunu sorgular. Sultan Mahmut’un Bektaşi Tarikatı’na karşı aldığı tavır, yalnızca bireysel bir inanç meselesi değil, aynı zamanda bir bilgi meselesidir. Osmanlı İmparatorluğu’nda tarikatlar, topluma hem dini hem de felsefi bir eğitim sunuyordu. Bu bağlamda, tarikatların öğretileri, halkın bilgiye ve gerçeğe nasıl ulaşacağını belirleyen bir araçtı.

Sultan Mahmut’un Bektaşi Tarikatı’nı yasaklamasının epistemolojik boyutu, bilgiyi kimin ve nasıl üreteceği sorusuyla ilgilidir. Tarikatlar, özellikle halk arasında derin bir bilgelik birikimi sunuyordu, ancak bu bilgi, genellikle devletin tekelinde olmayan bir bilgi olarak kabul ediliyordu. Devlet, toplumsal düzeni sağlamak adına kendi ideolojik çizgisinde bir bilgi üretme arayışındaydı. Bu, devletin kontrol etmek istediği bir alan olarak görülebilir. Burada güç ile bilgi arasındaki ilişkiyi incelemek, epistemiğin temel bir sorusuna indirger: “Kim, hangi bilgiyi doğru kabul eder ve bu bilgiye kim ulaşabilir?”

Foucault’nun “bilginin iktidar ilişkileri” üzerine yaptığı vurgular, bu durumu net bir şekilde açıklar. Foucault’ya göre, bilgi, egemen güçlerin kontrolü altındadır ve bu bilgi, toplumu yönlendirmek için kullanılır. Sultan Mahmut’un tarikatları yasaklayarak gerçekleştirdiği şey, bir tür epistemolojik kontrolü kurma çabasıydı. Toplumun bilgiyi ve gerçeği kendi ideolojik çerçevesine göre şekillendirmeyi amaçlayan bir yönetim anlayışının yansımasıydı.

Günümüzde de benzer epistemolojik mücadeleler yaşanıyor; farklı görüşlerin ve bilgilerin egemen olma mücadelesi, özellikle dijital medya ve küreselleşen dünyada giderek daha önemli bir hal almıştır. Hangi bilgiye ulaşılacağı, kimin doğruyu söylediği gibi sorular, günümüzdeki epistemolojik çatışmaların temelini oluşturuyor.

Ontolojik Perspektif: Varlık, Kimlik ve Değişim

Ontoloji, varlık ve gerçekliğin doğasını sorgular. Sultan Mahmut’un Bektaşi Tarikatı’nı yasaklaması, ontolojik bir sorgulamayı da beraberinde getirir: “Bir toplumda, varlık anlayışı ve kimlik nasıl şekillenir?” Tarikatlar, topluma sadece dini değil, aynı zamanda varlık anlayışını da sunuyordu. Bektaşi Tarikatı’nın öğretilerinde, insanın içsel yolculuğu ve kendini aşma anlayışı ön planda idi. Bu tür öğretiler, toplumun kolektif kimliğini şekillendirirken, aynı zamanda bireyin kimlik arayışını da derinleştiriyordu.

Osmanlı’da tarikatlar, hem bireysel varlık anlayışlarını hem de toplumsal kimlikleri inşa ediyordu. Sultan Mahmut’un yasaklaması, bir anlamda bu kolektif kimliğin değiştirilmesi ve dönüştürülmesiydi. Ontolojik açıdan, bu tür yasaklamalar, bir toplumun varlık anlayışını değiştirmeye yönelik bir müdahale olarak düşünülebilir. Foucault’nun “bireysel kimliklerin inşa edilmesi” ve “toplumsal yapılar” arasındaki ilişkiyi ele aldığı gibi, burada da bireyin ontolojik kimliği ile devletin inşa ettiği kolektif kimlik arasındaki gerilim gözler önüne serilir.

Bugün, globalleşen dünyada ve dijital çağda, ontolojik sorular daha da belirginleşiyor. Bireylerin dijital kimlikleri, toplumsal cinsiyet kimlikleri ve kültürel kimlikler üzerindeki sorular, ontolojik anlamda neyin “gerçek” olduğuna dair yeni tartışmalar yaratmaktadır. Bu, sadece geçmişin değil, günümüzün de önemli bir ontolojik sorusudur.

Sonuç: Sultan Mahmut’un Yasaklaması ve Modern Sorular

Sultan Mahmut’un Bektaşi Tarikatı’nı yasaklama kararı, yalnızca tarihsel bir olay değil, etik, epistemolojik ve ontolojik açıdan derin bir sorgulamayı tetikler. Bireysel özgürlük, bilgi üretimi ve varlık anlayışı arasındaki ilişki, her dönem için geçerliliğini koruyan bir tartışma alanıdır. Bugün de benzer etik ikilemler, epistemolojik mücadeleler ve ontolojik sorularla karşı karşıyayız. Sultan Mahmut’un uygulamaları, dönemin koşulları içinde anlaşılabilirken, bizlere günümüzün toplumsal ve bireysel kimlik, özgürlük ve bilgi anlayışlarına dair önemli sorular bırakmaktadır.

Bugün, Sultan Mahmut’un yasaklama kararına benzer şekilde, toplumun sınırlarını çizmek ve bireysel özgürlükleri kısıtlamak nasıl bir sorumluluk doğurur? Bilgi ve gerçeği kim şekillendirir? Varlık anlayışımız, toplumsal düzenle nasıl şekillenir? Bu sorular, hem geçmişe hem de bugüne dair derin bir iç gözlem yapmamızı sağlayabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet girişbahis siteleribetexper güncel giriş